30 Aralık 2018 Pazar

DİRİLİŞ

KİTABIN ADI: DİRİLİŞ                                 
KİTABIN YAZARI: LEV NİKOLAYEVİÇ  TOLSTOY

KİTABIN KONUSU:
Zengin ve hızlı yaşamı seven bir prensesin geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duyduğu bir sırada önceden  ilişki yaşadığı bir kadına rastlaması,onun düştüğü bu durumdan dolayı kendini sorumlu hissetmesi ve ona yardım etmeye karar vermesi ile adalet sistemindeki yanlışlıklar ve cezaevlerinde yapılan kötü uygulamalardan bahsediliyor.

KİTABIN ÖZETİ:
Nehludov soylu bir aileye mensup yakışıklı ve zengin bir prenstir.Öğrencilik yıllarında teyzelerinin evine gittiği bir gün evde hizmetçilik yapan Katyuşa ile tanışır.Aralarında bir gecelik aşk yaşandıktan sonra Nehludov evi terk eder.Bu olaydan sonra Katyuşa'nın hamile olduğunu ve Dmitry ile birliktelik yaşadığını öğrenen evin sahipleri Katyuşa'nın işine son verirler.İşsiz kalan ve geçinmek zorunda olan Katyuşa bazı insanların oyunları sonucu genelevde çalışmaya başlar. Dmitry Nehludov orta yaşa gelince hayatta yaptıklarından sıkılmaya ve geçmişte yaşadıklarından pişmanlık duymaya başlamıştır.Bulunduğu bölgenin soylu kişileri arasında olduğu için duruşmalarda jüri üyeliği  yapmayı kabul etmiş,yine böyle duruşmaya katıldığı bir gün sanık sandalyesindeki suçlunun Katyuşa olduğunu fark edince birden vicdan azabı duymaya başlamıştır.
Nehludov o günden sonra sürgün cezasına çarptırılan Katyuşa'yı kurtarmak için tanıdığı bütün üst düzey yetkilileri aracı olarak kullanmış fakat olumlu bir sonuç alamamıştır. Katyuşayı ziyarete giderek ona yardım için çalıştığını,onu bu durumdan kurtaracağını ve gerekirse onunla evleneceğini söylemiştir. Katyuşanın Sibirya'ya sürgün cezası kesinleşince Dmitry elinde bulunan toprakları köylülere  kiralamış  geri kalanların bir kısmını ablasına vermiş diğerlerinide elinde tutmuştur. Dmitry Katyuşa ile Sibiryaya gittiği gün sevindirici bir mektup almıştır.Mektupta Katyuşa'nın sürgün cezasının yapılan itiraz sonucu tekrar gözden geçirildiği ve suçsuz olduğuna karar verildiği yazmaktadır.Bu haberi Katyuşaya iletmeye can atan Dmitry ona bunun yanında evlenme teklifinde bulunarak onunla evlerine dönmeyi düşünmüştür.Dmitry Katyuşaya affedildiğini ve onunla gelmesini söylediği zaman hayallerini yıkan hayır cevabını almıştır.Katyuşa cezaevinde kendisi gibi sürgün cezasına çarptırılan birini sevmekte ve onunda cezası sona ermek üzeredir.
Bu olaylardan sonra Dmitry Katyuşa sevdasından artık vazgeçmeye karar vermiş ve Sibirya'yı terk etmiştir.Kendi içinde derin düşüncelere dalarak tüm yasadıklarını ve hayatın olması gereken gerçeklerini gözden geçirip aramaya başlamıştır. Dmitry İncil okumaya başlamış ve kitabı baştan sona kadar okumaya devam etmiştir. Dmitry’nin okuduklarından anladığına göre;insanlar birbirlerini cezalandırmamalıdırlar ve böyle de bir yetkiye sahip değillerdir.Her insan suç işleyebilir bu durumda yapılması gereken ona ceza vermek değil yardım etmektir.Ancak o zaman insanlar birbirlerini anlayabilir ve sevebilirler…

KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsanlar hata yaptıkları zaman onları cezalandırmak yerine onlara yardım eli uzatmalıyız.Sevgi ve anlayışlı yaklaşım sorunların en güzel çözümüdür.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Dmitry NEHLUDOV :Zengin bir ailenin çocuğudur, öğrenciyken sahip olduğu düşünceleri büyüyünce değişmiş eğlenceye,zevke düşkün,kadınlardan vazgeçemeyen biri haline gelmiştir.Ancak belirli bir olgunluğa geldiğinde yapmış olduklarından pişmanlık duymuş ve hayatını düzene sokmaya karar vermiştir.
Katyuşa MASLOVA :Çocuk  yaşta hizmetçilik yapmaya başlamış güzel bir kadındır.Çalıştığı evin sahiplerinin yeğenine aşık olduktan sonra hayatı değişir.Yaşamının geri kalanın çoğu genelevlerde ve cezaevlerinde geçmiştir.

SEVDALİNKA

KİTABIN ADI: SEVDALİNKA
KİTABIN YAZARI: AYŞE KULİN
     
KİTABIN KONUSU:
Bu kitap, Osmanlı öncesinde dini nedenlerle Haçlı Orduları tarafından, Birinci ve İkinci dünya Savaşları sonrasında ve 1992 Savaşı’nda ise Sırplar ve Hırvatlar tarafından sürekli soykırıma tabi tutulan ama asla yok edilemeyen Boşnak halkının acılarını,Türk halkına biraz olsun tanıtabilmek amacıyla yazılmıştır.
Roman, savaş öncesinde Tito’nun kurduğu altı federe devletten oluşan Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti’nde, aşırı milliyetçiliği azdırarak savaşı tırmandıran ve sonuçta Yugoslavya’yı alevler içinde bırakan günleri anlatıyor, savaşın ilk üç yılında yaşananları okura aktarıyor.
Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.

KİTABIN ÖZETİ:
Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.
Roman kahramanı, Nimeta, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu’nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb’de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Nimeta, ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta, Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile Sırbistan, “Büyük Sırbistan” arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa; faturasını Boşnakların çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.
Savaş sırasında  Bosna’da yaşananlar olaylar göz göre göre yapılan bir soykırımın apaçık delilleri ve medeniyetin temsilcisi olan Avrupa'nın gerçek yüzünü tüm dünyaya bir kez daha göstermesidir. Kitapta yapılan birkaç tasvirde hissedilenler  şöyle anlatılmaktadır;
Postane binasının yanı sıra Milli Tiyatro,Hukuk Fakültesi ve civardaki binalar da yanıyor,yeni patlamalarla bu ateş dansına eşlik ediyorlardı.Rüzgarda uçuşan kızıl saçlar gibi savrulan alevleriyle har har yanıyorlardı.Yandıkça,kırmızı bir fona çizilmiş,simsiyah iskeletlere dönüşüyorlardı.
Nimeta, taş kesilmiş, geçmişini seyrediyordu alazların ötesinde. Çocukluğu, gençliği, anıları, sevinçleri, kederleri incelip uzayarak,bükülerek alevlerin arasında göğe yükseliyor, Saraybosna külleriyle birlikte sağa sola savruluyordu.

KİTABIN ANA FİKRİ:
İnsanlar arasında ırk,dil,din yüzünden yaşanan kavgalar sona ermeli ve insanlar bir arada yaşamayı öğrenmelidir.Yurtta Sulh,Cihanda Sulh düsturunun insanların mutluluğu için ne kadar vazgeçilmez olduğu anlaşılmalıdır.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE SAHISLARIN DEGERLENDİRMESİ:
Kitapta anlatılan olayları ve yaşananları hisseden kahraman Nimeta’dır.Nimeta evli ve iki çocuk sahibi,Saraybosna televizyonunda çalışan bir kadındır.Bir gün iş için Zagreb’den gelen Stefan adlı bir gazeteciyle tanışmış ve ona aşık olmuştur.Her ne kadar kocasından Stefan için ayrılmayı düşünse de çocuklarını düşünerek bu kararından vazgeçmiştir. Nimeta acılara karşı çok dayanıklı ve sağlam bir karakter yapısına sahiptir.
Stefan sadece işiyle ilgilenen genç bir gazetecidir. Nimeta’yı çok sevmiş fakat onu kocasından ayrılmaya ikna edememiştir.Bu yüzden bir daha görüşmemek üzere Nimeta’dan ayrılmıştır.
Nimeta’nın kocası Burhan ise başarılı bir mühendistir.Savaşın başlamasından belli bir süre sonra evi terk etmiş ve cephede Sırplara karşı savaşmaya başlamıştır.

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR

KİTABIN ADI: ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR
KİTABIN YAZARI:Ernest HEMINGWAY

KİTABIN KONUSU:
İspanyol iç savaşı sırasında isyancı çetelerle birlikte bir köprüyü havaya uçurmak için uğraşan bir İngiliz bombacının başından geçen olaylar ve gerçek aşkını bulması.

KİTABIN ÖZETİ :
Roberto Jordan, çok zor bir göreve seçilmişti. Gerçi daha önce birçok defa yaptığı işlerden biriydi ama yinede General Golz onu bu görev için bizzat kendi görevlendirmişti. General Golz’un tümeninin taarruza başlamasıyla beraber köprüyü uçurması gerekecekti. Uçakların bomba sesleri duyulunca köprü uçmuş olacaktı.
Yaşlı bir adam ona kılavuz olarak verilmişti. 68 yaşına rağmen dinç ve kuvvetli bir görüntüsü vardı. Dağda Amerikalıya yardım edecek çetelerin hepsini tanıyordu. Gerçi çoğu işe yaramaz adamlardı ama tren işini iyi yapmışlardı. Kaşkin görevini çok iyi yapmış, treni bölgedeki çetelerle beraber havaya uçurmuştu. Daha sonrada başka bir iş esnasında ölmüştü.
Yaşlı adam Roberto‘yu köprüye götürdü. Köprünün iki yanında iki nöbetçi vardı ve biraz uzağında 7 askerin kaldığı bir karakol vardı. Dinamitleri, yarım saatlik uzaklıkta bir tepede olan Pablo’nun yerine götürdüler. Ağaçların arasında olan bu yerde Pablonun dört atı vardı. Pablo 50 yaşını geçmişti, çok akıllı ve tecrübeli bir adamdı. Tren işinde o da vardı. Çingene, Fernando, eşi Pilar‘da. Tren işi esnasında kurtardıkları Maria’yı hepsi de taşımışlardı.
Pablo Cumhuriyetçiydi, çetelerin hepsi Cumhuriyetçiydi. Ama köprü işini öğrendiğinde Pablo ‘nun hoşuna gitmedi bu iş. Tren işi daha mantıklı idi. Onun kadar kampta sözü geçen Pilar, Roberto‘yu destekleyince diğerleri de desteklediler. Pilar başkanlığı Pablo’nun elinden aldı ve köprü için Roberto‘ya yardım edeceğini söyledi. El Sordo (diğer çete reisi)‘nun da yardım edeceğinden şüphe yoktu. Dağlarda yüzlerce adam olmasına rağmen El Sordo‘nunkilerle beraber topu topu 18 kişi bulabilmişlerdi. Diğerleri güvenilir değildi. Köprünün imha edilmesinden dolayı Pilar ve Sordo adamlarıyla beraber bu bölgeyi terk etmek zorunda kalacaklardı. O akşam Sordo gelmeyince ertesi gün Pilar ve Maria‘yla beraber, Roberto Jordan El Sordo‘nun yanına gitmeye karar verdiler. Maria trenden baygın halde kurtulmuştu. O zamanlar saçı tamamen kesilmiş olmasına rağmen, büyüdükçe Maria güzelleşmişti. Maria ve Roberto birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Pilar, Roberto ‘dan bu iş bitince kızı götürmesini istemiş, Roberto da kabul etmişti.
El Sordo Cumhuriyetçi ruhunu dağlarda koruyan ender çete reislerinden biriydi. Roberto Jordan, El Sordo‘nun kendisine yardım edeceğinden emin olmuştu. Altı at vardı. El Sordo, daha sonraki kaçış için gereken atları bulmak için gayret göstereceğini söyledi. Ne de olsa köprü işinden sonra buralardan gitmek zorunda kalacaktı.
Roberto, Maria ve Pilar akşama doğru barınaklarına döndüler. Pablo köprü işinden yana değildi. Roberto Jordan onu öldürmek zorunda olduğunu biliyordu. Diğer adamların hepsi de onun ölmesini istiyorlardı. Köprü işini bozabilirdi Pablo. Bir an mağaradan dışarı çıkan Pablo ‘nun kaçtığını düşündü herkes. Çünkü kaçarken birkaç dinamit lokumu da götürmüştü.
Roberto dışarıda yatmaya alışkındı. Gece bayağı ilerlemiş ve Maria‘nın güzelliği onu büyülüyordu. Maria sıcacıktı. Bir ses üzerine arkaya dönünce Faşist Süvarilerden birini karanlıkların arasından zorda olsa seçebildi. Tabancasıyla onu vurdu. Tam kalbine gelmişti mermi. Diğer süvarilerin de gelmesi yakındı. Adamlarıyla beraber pusu kurdu ve kardan ayak izini takip etmesini beklediği diğer süvarileri bekledi. Süvariler bekledikleri gibi geldiler. Onları fark etmemişlerdi, ama ilerlemelerine devam edip gittiler.
Silah sesleri Sordo ‘nun barınağından geliyordu. Sordo’nun yerini bulmuşlardı. Birkaç saat sonra silah sesleri kesildiğinde Sordo ve adamları ölmüştü.Artık yalnızdılar. Köprü sabaha uçurulacaktı.
Pablo gece yarısı beş abamla geldi. Pablo kaçamamıştı. İhaneti kendine yedirememişti. Roberto Pabloyu karşısında görünce ümitlendi. Köprü işi olabilirdi. Pilar ve yanındakiler üstteki karakolu, Pablo yeni getirdiği beş atlı ile alttaki karakolu imha edecekti.
Uçakların bombaları sabaha karşı duyuldu, Anselmo ve Roberto köprüdeki iki nöbetçiyi öldürdüler. Roberto dinamitleri yerleştirirken acele edemezdi. Neredeyse başarmak üzereydi. Diğer iki karakoldan silah sesleri ardı ardına geliyordu. Dinamitleri yerleştirdi ve Anselmo ile beraber ipi germeden köprüden bir miktar uzaklaştılar. Pilar ve yanındakiler karakolu halletmişlerdi ama iki adamı ölmüştü Pilar‘ın. Roberto ipi çekti ve köprü ortadan ikiye ayrıldı. Gökden yağan demir parçalarından biri Anselmo ‘yu öldürmüştü. Yaşlı adam çok küçük gözüküyordu.
Pablo tek başına kurtulmuştu tanktan. Karakolu imha edememişlerdi ama Pablo tek başına kurtulmuştu. Artık herkese yetecek kadar at vardı. Maria çok seviniyordu, Roberto yaşıyordu. Atlarla hızla ilerliyorlardı. Pablo‘nun kaçmak için çok güzel planları olsa gerekti.
Bayırı çıktıkça Roberto‘nun atı yavaşlıyordu. Zavallı hayvanın nefesleri bile hızlanmıştı. Büyük bir gürültü ile Roberto‘nun ayağı, düşen atın altında kalmıştı. Ayağı kırılmış ve kırık kemik Roberto‘nun kaslarını yırtmıştı. Daha fazla ilerleyemezdi. Yardıma gelenlerle vedalaşıp, orada kalmak istediğini söyledi. Diğerleri giderlerken, biliyordu. Daha General Golz‘dan emir alırken böyle olacağını biliyordu.

KİTABIN ANAFİKRİ:
Savaş tam anlamıyla bir yıkımdır, her iki tarafa da zarar verir ve aslında her insan öldürmekten pişmanlık duyar. Aşk ise zaman ve mekan tanımaksızın bir savaşın ortasında dahi yeşerebilir.

KİTAPTAKİ KARAKTERLER:
Robert JORDAN: Amerika’da bir İspanyolca öğretmeniyken İspanyol iç savaşının patlak vermesi üzerine birden bire bombacı olarak eğitilip İspanya’ya yollanmış olan kültürlü, bilgili ve yakışıklı bir İngiliz.
Maria:Bir tren patlaması esnasında Pilar ve Pablo tarafından kurtarılan ve daha sonradan Robert Jordan’ın aşık olduğu genç kız.
Anselmo:Yeni görevi için ona rehberlik edecek ve çetelerle bağlantısını sağlayacak olan yaşlı bir adam.
Pablo:Robert Jordan’a yardım eden çetenin lideri.
Pilar:Pablo’nun kadını.
Sordo:Bir çete lideri.

SODOM ve GOMORE

KİTABIN ADI: SODOM ve GOMORE
YAZAR ADI: YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
                           
KİTABIN KONUSU
Sodom ve Gomore işgal yıllarında İstanbul’da oluşan Batı hayranlığını konu edinmektedir. 1. Dünya savaşı sonrası işgal altındaki İstanbul’da oluşan çürümüş çevreleri kokuşmuş kişilikleri, bunlara ve işgal güçlerine karşı oluşan kinin oluşumunu  anlatır.


KİTABIN ÖZETİ
Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan Batı hayranlığı özellikle 1. Dünya Savaşı sonunda etkisini iyice artırmaya başlamıştı.İşgal kuvvetleri komutasında şehre gelen yabancı subayların bunda etkisi fazlaydı. İstanbul’un ileri gelenleri bu subaylarla aralarını iyi tutarak belli çıkarlar elde etmeye çalışmaktaydılar. Leyla’da Captain Jackson ile babasının bu ilişkileri sonucu tanıştı.
Captain Jackson, hem kişiliği hem de tipiyle çevresindeki bayanların kuşatması altındaydı. Fakat buna rağmen o kendine Leyla’yı daha yakın buluyordu. Çünkü onda İngiliz asaletini ve eğitimini görüyordu. Fakat ailevi özelliklerinden dolayı kendini Leyla’ya ne kadar yakın hissetse de onunla ilişkisi bir yere kadardı.
Ayrıca Leyla dayısının oğlu Necdet ile nişanlıydı. Necdet tam bir İngiliz düşmanıydı. Çünkü eğitimini Fransa ve Almanya’da yapmıştı.
Necdet'in bütün itirazlarına rağmen Leyla, Captain Jackson’la görüşmeye devam etti. Ayrıca dönemin bütün gençleri gibi kendini eğlence hayatına verdi. Her gece başka bir toplantıya, partiye katıldı.Bu Necdet ile arasının devamlı bozuk olmasına sebep oluyordu. Yine böyle bir eğlence günü Necdet Leyla’yı Captain Jackson ile bir bahçede yakaladı. Artık ilişkileri tamamen kopmuştu.
Leyla da iyice yoldan çıkmış, arkadaş çevresindeki kaliteyi düşürmesi nedeniyle İngiliz dostları bile onu aramaz olmuştu. Hiç bir partiye çağrılmaması onun sinirlerini bozuyordu. Bu nedenle çevrede olup bitenleri öğrenmek için evinde bir parti düzenledi. Fakat düşmanı olan Madam Jimson ona karşı bir parti düzenleyerek onun partisine katılımın az olmasını sağladı. Bu morali bozuk olan Leyla’nın yataklara düşmesine neden oldu.
İyileşmesi için Avrupa’ya bir seyahate gidip her şey den bir süre uzaklaşması gerektiğine ailesi tarafından  karar verildi. Necdet’in de yardımıyla Avrupa’ya giden Leyla bir süre sonra Türkiye’ye geri döndü. Karşısında çok değişmiş bir İstanbul buldu. Ankara Hükümeti düşmanı yurttan çıkarmıştı ve işgal kuvvetleri İstanbul'u  terk etmişti.

KİTABIN ANA FİKRİ
Sodom ve Gomore, yanlış  Batılılaşma ve topluma etkilerini aktarmaya çalışmıştır.

OLAY VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ  
Leyla : Batılılaşmayı eğlence olarak gören, kendine hakim olamayan ve çevresiyle ilişkilerinde sınırlar koyamayan bir kişiliğe sahip.
Necdet : Fransız ve Alman kültürü ile yetişmiş İngiliz düşmanı, vatanseverlik yönü ağır basan, moda olan eğlence hayatından hoşlanmayan bir kişidir. Leyla’yı sürekli affetmesi çabuk etkilendiğini göstermektedir. Buna Nermin’le Leyla hakkında araların da geçen konuşmayıda örnek verebiliriz.
Captain Gerald Jackson Read : Bir İngiliz subayı olarak özel hayatı ile iş hayatı arasında bocalamaktadır.Leyladan hoşlanmasına rağmen kariyerini de devamlı göz önünde bulundurmaktadır.
Bunların yanında Nermin, Major Will, Madam Jimson Captain Marlow, Azize Hanım, Atıf Bey, Colonel de Rochepierre gibi yardımcı kahramanlar bulunmaktadır.

MAİ ve SİYAH

KİTABIN ADI: MAİ ve SİYAH
KİTABIN YAZARI: HALİD ZİYA UŞAKLIGİL


1.KİTABIN KONUSU:
Hayalleri olan bir gencin lise son sınıfta babasını kaybetmesiyle hayallerinin yıkılışı ve beraberindeki hayat mücadelesi.

2.KİTABIN ÖZETİ: 
Ahmet Cemil,babasının ölümünden sonra,bin bir güçlükle okulu bitirir ve kız kardeşini ve annesini beslemek için çalışmak zorunda kalır.Bunun için elinden fazla bir şey de gelmemektedir.Çünkü yabancı dil bilmekten başka bildiği bir şey yoktur.Ona kalsa,bütün çalışmalarını şiir üzerinde toplamayı;edebiyatımıza bir başka yön vermeyi ister. Ancak hayat mücadelesi onu çok genç yaşta karşılar.
Ali Şekip ,Hüseyin Nazmi gibi arkadaşlarıyla başlıca tartışma konusu budur zaten. Raci gibi kendisini kıskanan,arkasından dedikodular yaratan birine rağmen şiirde bir şeyler yapacağına inanır . Bir yandan , Ahmet Cemil ,bu sarı , uzun saçlı, mavi gözlü ,kalem parmaklı genç, Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia'yı sever.Tek kaygısı onunla evlenmek,ona layık bir yuva kurabilmektir.Fakat bu mümkün olabilir mi? Olabilecek mi? Hep bunu hayal eder.
Okulu bitirdikten sonra ,zavallı genç çok sıkıntılı günler geçirir.Evlerine gittiğin öğrencilerin şımarıklıklarına katlanmak zorunda kalır.Ekmeğini kazanır ama, neler pahasına! Böylelerinden para kabul etmeye mecbur kalmak ona pek ağır gelir . Başka çare de yoktur. Pek dayanamaz hale gelince , bu sefer kitapçılara polis romanları tercüme etmeye kalkar. O çağlarda pek sayılı olan bu kitapçılar  da onun derisini yüzerler.Geceler boyu göz nuru dökerek yaptığı anlamsız tercümelere hiç denecek kadar az para verirler. Ne öyle eserleri tercüme etmek ister , ne de parasını üzüle üzüle almaya razı olur.
Ahmet Cemil, günün birinde “Mirat-ı Şuun” adlı gazetede çalışmaya başlar. Hayatı az çok düzene girer. Hatta ,gazete sahibinin oğlu Vehbi Efendi, Ahmet Cemil’in kız kardeşi İkbal’le evlenir. O zaman Süleymaniye’de eski bir evde oturan Ahmet Cemil, kız kardeşini mutlu görmek hevesiyle güzel bir düğün yapar. Ama bu evlilik, o zamanın  evlenme şartları yüzünden başarılı olmaz. Evlenenler daha önce birbirlerini tanımadıkları için bağdaşamazlar. Vehbi Efendi çok kaba, durmadan içen , küstah bir kimsedir. Öyle alçak bir heriftir ki, karısı hamile olduğu sıralarda beslemelerini okşayarak onlarla gönül eğlendirir. Ahmet Cemil bu adiliklere dayanamaz .Gülle dokunmaya kıyamadığı biricik kız kardeşinin hırpalanmasına, hatta dövülmesine razı olmaz. Bir gece, Vehbi, İkbal’I öyle hırpalar, durumunu düşünmeden öyle bir tekme atar  ki zavallı kadın çocuğunu düşürür. Ahmet Cemil, çıldırmış bir halde, arkadaşı Ali Şekip’in dükkanına kendini atar. Ali Şekip’e anasınden aldığı küpeleri, yüzükleri emniyet sandığına rehin etmekte kendisine yardım için gitmiştir. Kız kardeşini ölümden kurtarmak gerekmektedir.Hiçbir önlem zavallı İkbal’i ölümün pençesinden kurtaramaz.
Hüseyin Nazmi, uzakça bir görevle dış işlerine tayin edilmiştir, memnundur. Ahmet Cemil, bir gün onu ziyarete gider. Bir aya kadar memleketten ayrılacak olan Hüseyin Nazmi, sevineceğini sanarak Ahmet Cemil’e başka bir haber daha verir. Lamia’yı evlendiriyorlardır.O zaman  Ahmet Cemil Lamia’ya ait tek tük hatıra kırıntılarını bir daha yaşar. Bunlar, Lamia’nın çocukluğu ile ilgilidir. Zihninde, kızı, ailesinin ısrarıyla evlenmeyi kabul etmiştir diye tasarlar.Bir an sevgisini itiraf etmeyi düşünür.Ama yoksulluğu, işsizliği aklına gelince bir yuva kuramayacağını kabullenir. Bundan da vazgeçer.
Önce kardeşi, sonra Lamia… Geriye ne kalmıştır?Eseri mi?Genç adam,bütün ömrünü koyduğu şiirlerini bir an bile duraklamadan ocağa atıp yakar. Yaşamı gözlerinde yaşlar,ağzında acı bir lezzetle seyreder.  O esrin bir anlamı kalmamıştır artık.
Madem ki Hüseyin Nazmi gidiyor, o da gidecektir. Bir gün Taksim bahçesinde otururken ileriye ait tasarılarını, tasarladıklarını hatırlar. Şimdi o da Anadolu’da bir görev alıp gidecektir işte. Kendisine kırgınlıktan başka bir şey sağlamayan  bu İstanbul’dan kaçacaktır. Kararını yerine getirir. Dertli anasını alarak bir vapura biner. Gece karanlığında, son defa İstanbul'u, Cihangiri seyreder. Deniz karanlık, gece karanlıktır. Vaktiyle Tepe başında, gece, gözlerine bir elmas yağmuru gibi görünen ışıklar sanki sönmüştü. Şimdi her taraf simsiyahtı. Oda,güneşten, hayatın biçareliğiyle alay eden ışıktan kaçarak,sonsuz bir yoklukta mutlu ve rahat, yuvarlanıp gidecektir.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:
İnsan hayatta karşısına çıkan zorluklara karşı mücadele etmeli,hayallerle gerçekleri birbirine karıştırmamalıdır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
AHMET CEMİL: Başarılı bir lise hayatı sürerken,son sınıfta babasını kaybeder ve hayat mücadelesine çok erken başlar.Amacı şiire başka bir yön vermek iken babasının ölümü herşeyi alt üst eder.Hayalleri olan bir gençtir.Babasının ardından kızkardeşi İkbal’in ölümü,son olarak da yakın dostu olan Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia’nın evlenmesiyle tüm hayalleri yıkılır.
HÜSEYİN NAZMİ:Ahmet Cemil’in en yakın dostudur.O da Ahmet Cemil gibi  şiire düşkündür.İlbal’in ağabeyidir.
İKBAL:Ahmet Cemil’in kız kardeşidir.Özellikle babasının ölümünden sonra annesine ve ağabeyine bağlılığı artmıştır.
LAMİA:Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşidir.Güzel ve alımlı bir genç kızdır.Ahmet cemil’in kendisine olan aşkından habersizdir.

SAVAŞÇI

KİTABIN ADI: SAVAŞÇI
KİTABIN YAZARI: DOĞAN CÜCELOĞLU

1.KİTABIN KONUSU:
Psikoloji alanında tanınmış bir öğretim görevlisi olan yazarın, bir öğretmen olan Arif Beyin iç çatışmalarına psikolojik yöntemlerle çözüm bulma çabalarını konu alan, çoğunlukla söyleşi şeklinde yazılmış bir kitaptır.

2. KİTABIN ÖZETİ:
Yazar kitabına E.E.Cummings’in “Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, Kendin olarak kalabilmek, Dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, Artık hiç bitmez!.. “ sözüyle başlıyor. Kitabın adı olan savaşçı sözü bu anlamda bir savaşçıyı ifade ediyor. Kitabın içerisinde yer alan karakterlerden yazarın kendisi, gerçekte de olduğu gibi algılama, öğrenme, psikoloji ve iletişim konularında uzman ve tanınmış bir öğretim görevlisi; Arif Bey ise mutsuz, kendini aptal gibi hisseden, ne istediğini bilmeyen, yalnız, kendisini kaybolmuş hisseden bir sınıf öğretmeni. İki karakterin tanışmalarından sonra kitap içerisindeki konular yazar ve Arif Bey arasında Arif Bey’in soruları ve yazarın; hayatı, psikolojiyi, toplumu, felsefeyi, iletişim ve insan ilişkilerini konu edinen cevaplarıyla, soru-cevap şeklinde okuyucuya aktarılıyor.
Birinci bölümde arayıştan söz ediliyor. Anlamını yitiren bir yaşamın temel sorununun bireyin varoluşunda sadece kendisi için önemli gördüğü kişiler tarafından tanınmayı, kabul edilmeyi, sevilmeyi, özlenmeyi, değerli bulunup güvenilmeyi istemesi biçiminde yaşaması, kendine özgün bireysel yaşamın olmaması, kendi yaşamının dansını yapamaması olduğu anlatılıyor. Savaşçıdan (Özgün yaşamaya kendini adayan insan) bahsediliyor ve arayışa geçme zamanının geldiği hatırlatılıyor.
İkinci bölümde arayış sonucunda farkına varma ve uyanıştan söz ediliyor. Kişi ancak uyandıktan sonra, daha önce uyuyor olduğunu kavrıyor. Yazar CARL SUNG’ın “Kendi kalbine bakmayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” sözüyle uyuyan kişinin uyuduğunu bilmezse gördüğünün rüya olduğunu anlayamayacağını ve farkına varmanın uyanış için ne derece önemli olduğunu vurguluyor.
Peki bundan sonra ne olacaktır. Üçüncü bölümde niyet etmekten ve savaşçının anlamından bahsediliyor. Savaşçının başkası için değil, kendi gönlü, kendi niyetiyle, kendi yaşamı için savaşçı olduğu vurgulanıyor. Niyetin de anlamlı ve coşkulu bir yarın yaşatmak için yapılması, ancak bu yarının “kişisel bütünlük içinde bildiğimizi bilerek, bilmediğimizin farkında olarak, ikisi arasındaki farkın bilincinde gerçeğe sürekli saygılı olarak“ atılabileceği belirtiliyor.
Dördüncü bölümde yarını ancak kişisel bütünlük içinde yaratabileceğimizden ve bütün kötülüklerin anası, bütün yanlışlıkların, geriliklerin kaynağının gerçeğe saygısızlık olduğu Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” sözüyle vurgulanıyor. İlişkilerde tutarlılık ve vicdan konuları işleniyor.
Beşinci bölümde yarını yaratmak için güçlü olmak gerektiğini söylüyor. Bu gücün nereden geleceği sorusuna, “kim olduğunu bil” diyor. “Kişinin gerçek gücü ortada” ve devam ediyor: “nasıl konuşacağını bil; kiminle, neyi, nerede, ne zaman ve nasıl konuşacaksın? En önemlisi niçin konuşacaksın? BİL” diyor.
Altıncı bölümde yaşamdaki sorumluluk ve savaşçının sorumluluğundan bahsediliyor. Yaşam kimin sorumluluğu? diye bir soruya yazar “Kimine göre ana-babanın; kimine göre evlendiği eşinin; kimine göre komşusunun; kimine göre onu çalıştıran şirketin; kimine göre devletin; kimine göreyse yaşamda sorumluluk diye bir şey yoktur.” diyor.
Yedinci bölümde “Şimdi ve şu anı yaşama tembelliği” neden bu kadar yaygın? Neden görmeyiz bize bakan gözleri, neden kırarız gönülleri, neden pişmanlıklar içinde yuvarlanır gideriz? Sorularının yanıtı savaşçının ölüm bilinci içinde irdeleniyor.
Sekizinci bölümde sıradan, kaybolmuş, güçsüz bir insanın dahi savaşçı olabileceği, bunun yolunun da değişim olduğu belirtiliyor. Bu değişimin nasıl olacağı sorusuna “Farkına vararak ve farkına vardığını yaşayarak.” diyor yazar.
Dokuzuncu bölümde bitmemiş işlerle tanışıyoruz. Bitmemiş işler bitmeden gücümüzü kazanamayacağımız; şimdi ve şu anın tembelliğinden kurtulmamız gerektiği anlatılıyor ve örnek olarak onuncu bölümde Don Juan savaşçı olmanın güçlü örneklerini veriyor.
On birinci bölümde Arif Bey’le yazarın son buluşmasında konuşulanlar genel bir gözden geçiriliyor. Arif Bey’in ilk tanışmadaki psikolojik durumu ile en son durumu karşılaştırılıyor. Konuşulanların gözden geçirilmesi yapılırken yazar kitabın bütününü daha sade ve açık bir dille özet şeklinde okuyucuya tekrar veriyor. Bir insanın düşüncelerinin ve yaşamının nasıl değişebileceği konusu Arif Bey’in düşünceleriyle ortaya konuluyor.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: 
Hayat boyu yaptığımız davranışlar hakkında sorduğumuz neden ve niçin sorularını cevaplayabilmenin en önemli şartı kendi benliğimizin ve çevremizin farkına varmaktır.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Yazar kitabına E.E.Cummings’in “Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, Kendin olarak kalabilmek, Dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, Artık hiç bitmez!.. “ sözüyle başlıyor. Kitabın adı olan savaşçı sözü bu anlamda bir savaşçıyı ifade ediyor. Kitabın içerisinde yer alan karakterlerden yazarın kendisi, gerçekte de olduğu gibi algılama, öğrenme, psikoloji ve iletişim konularında uzman ve tanınmış bir öğretim görevlisi; Arif Bey ise mutsuz, kendini aptal gibi hisseden, ne istediğini bilmeyen, yalnız, kendisini kaybolmuş hisseden bir sınıf öğretmeni. İki karakterin tanışmalarından sonra kitap içerisindeki konular yazar ve Arif Bey arasında Arif Bey’in soruları ve yazarın; hayatı, psikolojiyi, toplumu, felsefeyi, iletişim ve insan ilişkilerini konu edinen cevaplarıyla, soru-cevap şeklinde okuyucuya aktarılıyor.

4 Aralık 2018 Salı

GECE UÇUŞU

KİTABIN ADI: GECE UÇUŞU

KİTABIN YAZARI: ANTOINE DE SAINT EXUPERY

KİTABIN KONUSU: Hava postacılığı yapan bir şirkette Pentagon postasını acısıyla tatlısıyla anlatan bir roman. Bu hava postasının diğer postalardan ayrılan farkı; uçuşların gece yapılması ve ve havacılığın tehlikesini arttıran zifiri karanlık, parlak ay, yıldızlar ve sessizlik.

KİTABIN ÖZETİ: Buenos Aires’te bir şirket anlatılmakta. Bu şirket hava postacılığı yapmakta ve adı Pentagon Postasıdır.
Şirketin tüm sorumluluğunu, genel müdür olan Riviere’ye ait. Bu sorumluluk öyle bir sorumluluk ki; hatayı affetmeyen, başarıları ise su yüzüne, dışarı vurmayan, sert bir o kadar da duygusal bir yönetici. Bu kavramların ve özellikleri hepsi Riviere adındaki genel müdüre ait.
Bu şirkette üç uçak var. Aynı zamanda diğer uçak şirketlerinin uçuş rotası, iniş ve kalkışları Riviere’nin sorumluğunda.Sorumlulukların eşiğinde, şirketin başında bulunan bu adam içindeki hizmet aşkı ve sorumluluk duygusu ile yeni bir görev icra şekli düzenliyor ve bu planını uygulamaya koyuyor. Fakat; birçok yerden tepki alıyor ve başaramayacak duygusu kazandırılmaya çalışılıyor. Nitekim Riviere tam tersini yapıp bu işi başarıyor. Gece Uçuşu’nu tehlikelerle dolu yolculuğuna başlatıyor.Bunu yapmaktaki amacı ise; deniz ve demir yoluyla açılan mesafeyi gece kapatabilmek.
Riviere öyle bir liderlik özelliğine sahip ki; disiplinli, kuralcı ve titiz bir kişi. Cesaretiyle verdiği tüm emirleri, personeli hiç tereddüte düşmeden  yerine getirebiliyor. Çünkü liderine güveniyorlar ve bağlılar. Sonuç başarılarla dolu, yerinde ve zamanında hizmet. Yani başarılarla dolu bir şirket çıkıyor karşımıza. Riviere bu başarısını kaya kadar sert ve katı kurallarına, kükreyen yüce dağlardaki kadar sarsılmaz kişiliğine, engin denizlerdeki gibi uçsuz bucaksız cesaretine borçlu
Bu özelliklerini personeline aktarmayı ihmal etmiyor. Riviere’nin bir pilotu var ki; içlerinde en cesur olanı. Pilotlardan ve personelinden en çok ona güveniyor. En zor ve en tehlikeli işleri ona veriyor. Ayrıca diğer pilotlarını da böyle tehlikelerle dolu görevlere, zifiri karanlığa yetiştiriyor. Biliyor ki; neyin ne olacağı belli olmaz ve kaderin önüne geçilmez. Üstün doğaya karşı gelemeyeceğini; onu yenemeyeceğini biliyor.
Bu  sırada en cesur pilotu olan Fabien görevini icra etmek için hazırlıklarını yapmış ve uçuş saatine kadar evinde karısıyla birlikte uyuyarak dinleniyor. Gece yarısı olduğunda karısı Fabien’i kaldırıyor ve hiç alışılagelmemiş bir ayrılık yaşanıyor. Fabien’nin gidişi çok güzel ve rahat bir şekilde geçiyor. Ancak dönüşte, ayrıldığı yerde ve geniş bir bölgede çok büyük bir fırtına başlıyor. Gece yarısında öyle büyük bir fırtına başlıyor ki; uçak fırtınanın içinde eriyip gidercesine zifiri karanlıklara boğuluyor. Öyle bir ayaz var ki Fabien gecedeki bir karanlığın bu kadar aydınlık olabileceğini düşünemiyor. Riviere, Fabien’nin kurtulması için çok büyük bir işbirliği düzenliyor. Dünyanın dört bir tarafı ile iletişim kuruyor. Zaten personeli gece uçuşlarının olduğu zaman olduğu zaman nöbette oluyor ama o gece eksiksiz bir mesai sergiliyor. Bütn bu işbirliğine rağmen Riviere’ nin kortuğu, önceden düşündüğü gibi doğa ile başa çıkamıyor ve ve uçaktaki iki personeli o inanılmaz fırtınanın içinde kaybolup gidiyor. Bütün telsizler kapanıyr ve hiçbir irtibat kurulamıyor. Riviere, bu ne kadar olumsuz sonuç olsada hizmetine aynı ciddiyet ve titizlikte devam ediyor. Onun için yengi ve yenilgi vardır. Yaşamın bı imgelerin üstüne kurulu olduğunu düşünür. Onun prensibi, yengi vardır bir halkı zayıf düşürür, yenilgi vardır, bir başka halkı uyandırır. Riviere’nin uğradığı yenilgi belkide gerçek yenilgiyi yaklaştıran bir girişimdir. Onun için bir sonraki uçuşu iptal etmiyor ve kalkış için talimatını tereddütsüz bildiriyor.

 KİTABIN ANA FİKRİ: Romanın ana fikri, insanlar karakter ve prensip sahibi olmalılar. Koyduğu ve olan kurallardan taviz vermemeli, kuralları uygulatmayı bilmeliler. Yöneticiliğin sorumluluklarını yerine getirmeli, insan ve insan hayatına değer vermeliler. Önlerine çıkan engeller karşısında yılmamalı, bilakis daha çok kazanma ve hırs duygusu edinmeliler. Ayrıca işbirliğinin başarı için çok önemli bir yardımlaşma olduğunu unutmamamız fikrinin veriyor.

         KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Riviere şirketin genel müdürü ve tam liderlik ruhuna sahip bir insan. İşini şansa bırakmayan, hatayı çok ağır bir şekilde cezalandırmaktan kaçınmayan bir yönetici.
Fabien, yaptığı havacılık görevleri ile başarılı ve aynı zamanda cesur bir pilot. Tehlikeden korkmayan, verilen her görevi yerine getiren iyi ve karakter sahibi, bunun yanında eşini seven ve ona saygı duyan bir insan.
Madam Fabien, duygusal kocasını seven ve sadık bir eş.
Ayrıca müfettiş, telsizci ( pilot yardımcısı ) ve bakım onarım personeli dışında sekreterler bulunmakta.